Cadı Yargılamaları ve Friedrich Spee

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cadı Avı ve Cadı Yargılamaları

Avrupa’nın karanlık çağı olarak anılan Ortaçağ dönemi kapanmasına rağmen 16. yüzyıl itibariyle Avrupa’daki karanlık yıllar henüz sona ermemişti. İki Alman rahip tarafından 1486 yılında kaleme alınan Malleus Maleficarum (Cadı Balyozu) isimli kitap, cadıların varlığı, ayırt edici özellikleri ve cadıları tanıma rehberi içerdiği gibi cadıların nasıl yargılanacağına, cadılara nasıl işkence yapılacağı ve nasıl idam edileceğine dair hukuki bir kaynak niteliği taşıyordu. Tarihte yazılmış en karanlık kitaplardan birisi olan ve içerdiği insanlık dışı işkence yöntemleri nedeniyle bugün bile bir bölümü günümüz dillerine tercüme edilmeyen Malleus Maleficarum’un etkisi ve cehaletin de körüklemesi ile 16. yüzyıl itibariyle Avrupa’nın pek çok ülkesinde cadı avı furyası başladı. Halkı Katolik olan ülkeler başta olmak üzere cadı avı histerisi Avrupa’yı öylesine sarmıştı ki, 1550 – 1650 yılları arasındaki 100 yıllık dönemde çoğunluğu kadın olmak üzere 50.000 ila 100.000 arasında insan cadı olmakla suçlanıp idam edilmiştir. Özellikle fakir ve yaşlı kadınlar büyücülük yaptığı iddiasıyla cadı olmakla suçlanıp cadı olduklarını itiraf edene kadar işkence görüyor ve ardından da çoğunlukla canlı canlı yakılarak idam ediliyordu. Cadı yargılamaları öylesine histeri boyutlarına ulaşmıştı ki, yaşlı kadınlar dışında, erkekler, hatta çocuklar, rahipler, yargıçlar ve soylular bile cadı oluğu iddiasıyla yargılanıp idam ediliyordu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cadı olarak suçlanan kişilere savunma hakkı veriliyordu ve görünürde de olsa yargılama yapılıyordu. Ancak cadı yargılamaları oldukça ilkel ve adaletsiz şekilde gerçekleşiyordu. Bir kişinin derisinde bulunan ben veya doğum lekesi gibi doğal fizyolojik özellikler cadılık işareti olarak kabul ediliyor, bir kişinin başka bir kişi hakkındaki cadılık iddiası üzerine insanlar tutuklanıp yargılanıyordu. Cadı avının ve cadı yargılamalarının bu kadar yaygın olduğu bir dönemde insanlar korkudan cadı avlarını eleştirmek bir yana desteklemek zorunda hissediyordu. Zira cadı avına karşı çıkmak, cadı olmakla suçlanmak veya aforoz edilmek demekti. Böylesine bir baskı ve korku ortamında cadı avlarını ve cadı yargılamalarını eleştiren insanların sayısı oldukça azdı.  Friedrich Spee, cadı avlarını ve cadıların yargılanma usullerini eleştirme cesaretini gösterebilmiş ender kişilerden biriydi.

Friedrich Spee

Friedrich Spee, 17. yüzyıl Almanyasında yaşamış ünlü bir hukukçu, profesör ve aynı zamanda şairdir. Cadı avlarının Avrupa’da en yaygın olduğu dönemde,  50 ila 100 bin civarında kişinin cadı olmakla suçlanıp işkence gördüğü ve idam edildiği bir dönemde ve cadı yargılamaların en sık yapıldığı Avrupa ülkelerinden birisi olan Almanya’da dünyaya gelen Spee cadı avlarına, cadı yargılamalarında masumiyet karinesinin ihlal edilmesine ve işkenceye karşı çıkma cesareti gösterebilmiş kendi çağındaki ender hukukçulardan birisidir.

Spee, cadı yargılamalarında yapılan adaletsizlikleri ve vicdansızlıklara hep karşı çıkmış, insanların toplumsal bir histerinin etkisiyle cadı olmakla suçlanıp cezalandırılmasına ve işkenceye itiraz etmiştir. Friedrich Spee, cadılıkla suçlanan kişilere ve cadı davalarında yargılananlara avukat tayin edilmesinin zorunlu olmasını savunmuştur. Spee ayrıca cadı davalarında kullanılan işkence yöntemlerini eleştirmiş ve işkence altındaki insanların acıdan kurtulmak için masum oldukları halde itirafta bulunduklarını ve işkence altında yapılan itiraflara itibar edilmemesi gerektiğini ifade etmiştir. Ancak yaşadığı dönemdeki dinsel baskı ve otoriter ortam nedeniyle, cadı yargılamalarına yönelik eleştirilerini doğrudan değil sadece cadı yargılama usullerine yönelik bir takım sorular sorarak dile getirebilmiştir. Spee cadı yargılamalarını dolaylı olarak eleştiren bu sorularını yayımlandığı “Cautio Criminalis” (Ceza Hukukçuları İçin Ceza Yargılaması) isimli kitabında ifade etmiştir. Spee, toplumsal ve dinsel baskının çok yoğun olduğu bir dönemde yazdığı bu kitabı önce aforoz edilme korkusuyla isimsiz olarak yayımlamış ardından bir süre geçtikten sonra kendi ismiyle bir takım eklemelerle tekrar yayımlamıştır.

Friedrich Spee’nin Cautio Criminalis isimli kitabında sorduğu 52 sorudan bazıları şunlardır:

  • Ağır cezalık suçlara ilişkin davalar keyfi şekilde yürütülebilir mi?
  • Cadı davalarında tutuklulara savunma hakkı verilmesi ve avukat tayin edilmesi gerekir mi?
  • Cadılık suçundan tutuklananlar peşin olarak suçlu kabul edilmeli midir?
  • İşkence, gerçeği ortaya çıkarmak için faydalı bir yöntem midir?
  • Sanığın işkence altında acıdan kurtulmak için yaptığı itiraflar geçerli kabul edilebilir mi?
  • Tehlikeli bir yöntem olan işkence yasaklanmalı mıdır?
  • Kesin ve somut delille desteklenmeyen cadılık söylentisi işkence yapmak için yeterli midir?

Günümüz dünyasında pek çok kişiye komik gelecek bu soruları Spee’nin yaşadığı dönemde değil sormak, akıldan geçirmek bile mümkün değildi. Cahilliğin ve bağnazlığın sosyal ve kitlesel bir histeriye dönüştüğü, dedikodularla ve söylentilerle insanların cadı olmakla suçlanıp işkence altında zorla cadı olduklarının kabul ettirildiği ve işkenceyle cadılığı kabul edenlerin de akıl almaz yöntemlerle idam edildiği ve kimsenin korkudan bunlara ses çıkaramadığı bir dönemde Spee’nin soru cümleleriyle de olsa cadı yargılamalarına ve işkenceye itiraz edip savunma hakkını ve adil yargılanma ilkesini hatırlatması gerçekten büyük bir cesaret örneği olarak tarihe geçmiştir.

1629 yılında suikaste uğramasına rağmen kurtulan Spee, 1635 yılında yaralı bir askerle ilgilenirken kaptığı veba hastalığı nedeniyle ölmüştür. Friedrich Spee, 44 yıl süren kısa yaşamında, cadı avlarının ve cadı yargılamalarının en yoğun yaşandığı dönemde dini bir figür olmasına rağmen yaşam hakkını savunup işkenceye karşı çıkma cesaretini gösteren ve adil yargılanma hakkına savunan cesur bir hukukçuydu. Spee’nin cesaretinin daha iyi anlaşılması açısından o dönemde cadı avına ve cadı yargılamalarına karşı çıkmanın Hristiyanlığa karşı çıkmakla eş değerde görüldüğünü ve kimsenin buna itiraz edemediğini de vurgulamak gerekir.

Avrupa, günümüzde sahip olduğu yüksek standarttaki insan haklarına ve savunma hakkına saygıyı ve hukukun üstünlüğü ilkelerini işte bu tür karanlık çağlardan, akıl dışılıklardan, adaletsizliklerden ve akıl almaz hukuksuzluklardan ders çıkartarak oluşturmuştur.

Av. İlker Atamer

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir